Daha 13 yaşımdayken, Kalender Orduevi önünde 1,7 lik oltayla balık tutmaya çalıştığımı hatırlıyorum. İlk zamanlar hoşuma gitmemişti. Sonraları çevreden aldığım yardımlarla birşeyler kapmaya başlamıştım; üstüne bir de olta dolu gelirse demeyin keyfime. Artık hemen hemen her hafta sonu mutlaka gidiyordum balık tutmaya. Sonra liseyi uzakta okumam, sonrasında koşturmanın ve vefasızlığın da verdiği gazla iyiden iyiye unuttum balık tutmanın nasıl bir zevk olduğunu.
Geçenlerde bir arkadaşımın daveti ile Çatalca ‘da balık tutmaya gittik. Çok güzel bir yer, sessiz sakin… Hayatımda ilk defa tatlı suda balık avlayacaktım; ne çıkar nasıl çıkar, nasıl alınır, bir sürü soru. Neyse elimde bir arkadaşımdan emaneten aldığım 3,60 lık bir takım vardı. En çok aşikar olduğum teknikle (çapariden at-çek) başladım oltayı sallamaya. Ama yem çok farklı silikon bir balık ve büyükçe, yani bunu yemek isteyecek balık herharlde biraz irice olacak
Aslında bu şekilde oltama takılacak olan balık hakkında, büyük olabileceği haricinde, hemen hemen hiç bir fikrim yoktu. Ama ortam güzel, kafa güzel, balık gelmese de olur bir yerde diyerekten 1,5 saat kadar geçti. Biraz atarak biraz dinlenerek gayet güzel gitti.
Gün sonunda hayatımda ilk defa Turna Balığı yakaladım, inanılmaz dirençli ve dikkatli olmazsanız sizi yaralayabilecek kadar dişli bir balık. Bu yüzden Turna avlamak diğerlerine nazaran daha zevkli geldi bana. Tabi bu daha av maceramın ilk aşaması, sonrasında kim bilir daha ne balıklarla tanışacağım.


